Showing posts with label DISCOGS. Show all posts
Showing posts with label DISCOGS. Show all posts

Thursday, February 27, 2014

KISS KISS KISS KISS


KISS - KISS, böyle yazınca The Cure grubunun Kiss Me Kiss Me albümleri ve Tarkan'dan "muhteşem" Öpücük şarkısı geliyor değil mi aklınıza? Şimdi hemen aklınıza gelen bu düşünceleri def edin. Grup ismiyle aynı olan, bu harika KISS albümünün tadına varmak üzere kısa bir yolculuğa çıkıyoruz.

KISS grubunu ilk ne zaman tanıdım inanın hatırlamıyorum. Ancak hatırladığım bir nokta var, o da; yüzleri boyalı bu grup üyelerini gördüğüm zaman çok sert bir şeyler dinleyeceğimden neredeyse emindim. Açılın! Müzik Kuzey'den geliyor... Ama o da ne? Bu adamlar resmen rock müzik yapıyorlar. E o zaman nedir bu warpaintlerin manası diye sordum hemen kendime. Tabi bu sorunun cevabını bulmam uzun yıllar sonra grubun büyük stratejik hatası olan maskeleri atıyoruz kampanyası ile olacaktı. Küçük bir ayrıntı: KISS'in Unmasked dönemi başladığı zaman protesto etmek isteyen hayranları sokaklar boyunca Kiss plağı parçalamışlardı. Evet, KISS bu, maskeli KISS  Bu halleri ile güzeller. Kuruluşunun üzerinden 40 yıl geçmiş bir grubun bugün geldiği noktayı ise herkes biliyor ancak birazdan birkaç güzel ayrıntı ile bu bilgileri taçlandıracağız.



Yazımın en sonuna bırakmadan hemen meşhur serzeniş ve isteğimi peşinen belirteyim. KISS'i hiç canlı dinleyip izlemedim ve bu adamların İstanbul'da bir konser vermeleri için resmen can atıyorum. Şu 40. yılı olan gruplar acilen İstanbul'u turne listelerine ekleseler ne güzel olur değil mi? Bu arada küçük bir tüyo; metalhammer'da yayınlanan bir röportajda ACDC üyelerinin 40. yıl için bir albüm veya tek şarkı yapmak için stüdyo çalışmalarına başladıklarını ve 40. yılları hatrına 40 konser vereceklerini açıkladıkları yazıyor... Ne diyeyim: Bekliyoruz :)

Gelelim yeniden KISS grubuna. Grup kurucuları Paul Stanley ve Gene Simmons zaman içinde birer ikon haline dönüşmüş durumdalar. Grubun en bilindik yönü sahne şovları elbette. İlerleyen yaşlarına rağmen bu özelliklerinden hiç birşey kaybetmedi grup üyeleri, hala her konserleri büyük süprizler içinde geçiyor. KISS'in canlısını göremediğim için benim bünyem sahne şovu diyince hala Rammstein'i anımsıyor. 

Madem KISS bu kadar maskelerle anımsanıyor, o halde maskeli karakterlerimizden bahsedlim hemen burada:

Maskeli halleri ile aldıkları takma isimler

Paul Stanley: Starchild (Yüzündeki yıldız şeklinde maskeden tanınabilir)
Gene Simmons: Demon (Bunun hakkında bir şey dememe gerek yok, hemen tanırsınız dili büyük amcayı )
Peter Criss (Eski Üye) ve Eric Singer: Catman (Yine bıyıklarıyla bir kediyi anımsatan maskesi ile tanınabilir)
Paul Daniel Frehley (Eski Üye) ve Tommy Thayer: Ace (Uzaylımız)

KISS üyelerinden Stanley ve Simmons işlerini ciddiye alıp disiplinli bir şekilde 40 yıl boyunca bu grubu ayakta tutmuşlardır. Diğer üyeler ile defalarca ayrılma ve birleşmeler yaşamışlardır. Bunun en büyük sebebi çoğu rock ve metal grubunda da olduğu gibi grup üyelerinin kendini alkol, uyuşturucu ve seks'e fazlasıyla kaptırması olarak özetleyebiliriz. Gerçi Stanley'in hanımlarla yakın ilişki kurma konusunda 10.000'li rakamlara yaklaşan bir rekora sahip olduğundan bahsedilir ama adam hem işini yapmış hem de İŞ'ini. Ne diyelim?


Arada fazlaca detaylarda kaybolmadan hemen KISS grubunun çıkarmış olduğu albümlerden biraz bahsetmek istiyorum. Bundan tam 40 sene önce 1974 yılında KISS ilk albümü olan KISS'i piyasaya sürüyor. Geçtiğimiz haftalarda bu albümün çıkışının yıl dönümü kutlanmıştı, belki denk gelenleriniz olmuştur. Bu yazımı aslında o gün yazmayı çok istedim ama fırsatım olmadı malesef. (18 Şubat 1974) 














Sonraki yıllarda Hotter Than Hell, Dressed to Kill, Destroyer gibi muhteşem albümler çıkarmaya devam edecekler ve aradaki bocalama dönemleri ile birlikte günümüze kadar gelip bundan iki yıl önce 2012'de de Monster albümünü piyasaya süreceklerdi. Grup üyelerinin solo albümlerini de sayarsak 24 tane albümü bulunuyor KISS'in. Bu albümlerden başarılı bulduklarımı bir bir bu sayfada bulacaksınız ileriki yazılarımda. KISS için full diskografi yapmayı düşünmesemde yine koleksiyonumda hatırı sayılır albümleri bulunuyor. Şimdilik bunlar bize yeter ;)


Albümün en beğendğim parçası üçüncü sıradaki Firehouse. Aslında albüm baştan sona çok başarılı ama yine de birkaç favori yazmak gerekirse, Firehouse'dan sonraki sıralamam şöyle olurdu: Strutter, Cold Gin ve elbette Nothing to Lose.




Bendeki bu plak albümün 1987 Japonya baskı, künyesi ise şöyle:
Etiket: Casablanca Records,
R00C 2011, Polystar,
Format: Vinyl, Reissue
Ülke: Japonya
Tarih: 1987
 
 
 
 

 
 
 
 
Albümün ilk baskısı olan Casablanca NB 9001 basımını iyi bir kondisyonda bulmak neredeyse olanaksız. Bulunduğu vakitte $500 - $700 gibi bir maliyete katlanmanız gerekecek ne yazık ki. Albümün ilk piyasaya sürüldüğü 1974 senesinde neredeyse her ülkeden bir baskısını bulmak mümkün. Bu baskılardan temiz birisine denk gelirseniz $40 - $80 arasında bu albüme sahip olup keyfini sürebilirsiniz.

Grup için birkaç karalama daha yapıp toparlarsam eğer; müzikal ve performans başarılarının yanında grubun çok eleştirilen bir yanı olsa da ticari başarıları da çok ön plandadır. KISS o kadar markalaşmıştır ki ketçaptan, prezervatife, televizyona, kıyafetlerden, oyuncaklara ve hatta şimdilerde bir futbol takımına bile isim vermiş ve sahibi olmuştur. Bir diğer eleştiri aldıkları nokta ise isimlerini bazı afişlerde KI-SS şeklinde yazmaları olmuştur.
 
Her ne kadar yaşlanırlarsa yaşlansınlar hala birçok gruba sahnede nasıl seyirci coşturulur, nasıl şov yapılır öğretmektedirler. E biz de kendilerini izleyeceğimiz günü heyecanla beklemekteyiz...


 
KISS'in açılımın "Knights In The Service of SATAN" demek olduğunu biliyor muydunuz? Tamam tamam bu sadece bir rivayet ama aklınızda bulunsun, doğru da olabilir ;)

Friday, February 14, 2014

Sabbath Bloody Sabbath



Black Sabbath; bir çok kişi tarafından; kurulan ilk Heavy Metal grubu olarak kabul ediliyor. Gerçekten de grubun 1968-69 olan kuruluş tarihine baktığınız zaman bu şekilde kabul etmek hiç de yanlış gelmiyor insana. Grubun kurucuları hakkında ne yorum yazsam az kalır o yüzden o toplara girmeden sadece isimlerini anıp, kısaca birkaç cümle ile toparlayıp, olay yerinden hızla uzaklaşıyorum. Tony Iommi, Ozzy Osbourne ve bahsetmeden geçmeyelim Geezer Butler ve Bill Ward. Grubun ilk kurulduğunda ismi Polka Tulk Blues Band, evet gerçekten uzun bir isim, sanırım onlarda öyle düşünmüşler ya da eleştirilmişler ki bu ismi daha sonra kısaltarak yollarına Polka Tulk olarak devam ettiler. Black Sabbath ismini almadan önce ise son bir isim değişikliği ile Earth ismini alıyorlar ve bugünkü isimlerine kavuşuyorlar.
Grup neredeyse takip edilemeyecek kadar çok defa dağılıp, tekrar birleşmiş, üyeler gidip - gelmiştir. Tek değişmeyen adamımız olan Iommi'yi elbette saygıyla selamlıyoruz buradan. Ozzy Osbourne'un ise aynı Steve Jobs gibi kendi kurduğu bir oluşumdan kovulması vardır ki bu iki hikaye bana hep ilginç ve korkutucu gelmiştir.
Korkutucu demişken grubun isminin nereden geldiğinden de bahsedelim. Grubun kurucularından Butler bir sinema kuyruğu görüyor ve filmin isminin Black Sabbath olduğunu ve insanların bu korku filmini izlemek için hem para verip hem de sıraya girdiklerine şahit oluyor. Bunun üzerine madem bir filmden korkmak için insanlar para verip sırada bekliyor bizim de müziğimizden korkmak için aynısını yapabilirler diye düşünüyor ve bu fikrini Ozzy Osbourne'a açıyor. Birlikte Black Sabbath isminde bir şarkı yapıyorlar ve hem müzik tarzlarını hem de grup isimlerini değiştiriyorlar. İşte grubun ilk albümü böylece ortaya çıkmış oluyor. Sonrasında Paranoid, Master of Reality, Black Sabbath Vol. 4 ile devam ediyor ve bugünkü plağımız olan Sabbath Bloody Sabbath albümü çıkıyor karşımıza. Şimdi albümümüz hakkında karalamaya başlayalım, ne de olsa bu ilk Black Sabbath albümümüz olmasına rağmen sonuncusu olmayacak, koleksiyonumda sabırsızlıkla sayfada yer bulacakları günü bekleyen birbirinden kıymetli Black Sabbath albümleri sıralarını bekliyor.




Sabbath Bloody Sabbath albümü 1973 yılından piyasaya çıkmış bir albüm. Şarkı listesi şöyle:

1- Sabbath Bloody Sabbath
2- A National Acrobat
3- Fluff
4- Sabbra Cadabra
5- Killing Yourself to Live
6- Who Are You?
7- Looking For Today
8- Spiral Architect 


Şarkı listesine bakıldığı zaman Black Sabbath'ın epey bir klasik parçalarını barındırdığını hemen farketmişsinizdir. Albümün kafadan giriş parçası olan ve albüme ismini veren parçamızı dinlediğinizde çok yakınlarda biryerlerden hatırladığınızı hemen farkedeceksiniz. Pentagram grubu Sabbath Bloody Sabbath şarkısındaki giriş riflerini Give Me Something To Kill The Pain şarkısında kullanmıştır. Rifler o kadar güzeldir ki heralde kimse çıkıp neden kullandınız yahu falan dememiştir :) Zaten sadece bu şarkı değil diğer çoğu şarkıda öyle ya da böyle diğer gruplar tarafından ya rif olarak kullanılmıştır yada coverlanmıştır. Hem de sıradan gruplar falan da değil hani, birazdan geleceğiz ;)


Albümün en çok bilinen Black Sabbath albümleri arasında olması ve neredeyse başı çekmesinin yegane sebebinin bu coverlar olduğu düşünülüyor. Çünkü Black Sabbath hayranları bilirler ki grubun en başarılı albümü değildir. Tamam çok iyi bir albümdür ancak grupta ilk paragraflarda bahsini ettiğim önceki albümler ve bundan sonra gelecek Sabotage vardı ki sıraya koymak çok zor bir iştir bu albümleri. Ama işte bu albümden sonra çıkan; Maiden, Metallica, Anthrax, The Cardigans, Amon Amarth coverları albümün bilinirliğini epey bir artırmıştır. Bir de Yes'den bildiğimiz Rick Wakeman'in albümde Sabbra Cadabra şarkısında boy göstermesi vardır ki belki de tek sebep budur albüm bilinirliğindeki :)) 


Biraz da albümün plak formatlarından bahsetmek istiyorum. Bendeki bu plak albümün ilk baskısı olan WWA 005 kodu ile 1973 yılında çıkan master release ve hem benim adıma hem de genel anlamıyla epey kıymetli bir albüm. Albümün künyesi şöyle:

Etiket: WWA Records - WWA 005
Format: Vinyl, LP, Album, Gatefold
Ülke: Ingiltere
Tarih: 1973

Bu albümü temiz bulmanız; çok üzücü ancak; imkansıza yakın. Bulduğunuz zaman da vereceğiniz para birkaç yüz dolardan aşağı olmayacaktır. Bendeki plakta bu sınıfta olup inanılmaz temiz bir kopya ve ben bile hala inanamıyorum edindiğime ve bir taraftan da dinlemeye kıyamıyorum.

Öte yandan albüm defalarca yeniden basıldığı için koleksiyon değil de dinleme amaçlı alacaksanız en yeni ve en iyi master edilmiş halini almanızı tavsiye ederim.



Bir sonraki Black Sabbath albümünü yazmak için şimdiden sabırsızlanıyorum. Her defasındaki serzenişimi bu albümde de yapayım da adet yerini bulsun. Black Sabbath da bir türlü canlı dinleme ve izleme şerefine erişemediğim gruplardan ne yazık ki. Var öyle şanslı kişiler...
40 yıllık bir albümün yazısını bitirdikten hemen sonra 40 yıllık diğer bir albüme geçmeye ne dersiniz? Kiss - Kiss çok yakında burada...


Wednesday, February 5, 2014

Hırsıza Selam

Gündem bu kadar karışmış, memleketin her bir santimetrekaresi hırsız dolmuşken bana da hırsızlara selam etmek düşer diyerek, bu yazımda Radiohead grubunun Hail to the Thief albümünü paylaşmayı uygun buldum.




Radiohead çok beğendiğim gruplardan bir tanesi. Bir kere en baştan grubun adını alış hikayesi bile yine bir diğer sevdiğim grup olan Talking Heads ile ilgili olduğu için bile dinlemeye başlamış olabilirim. Radio Head, Talking Heads grubunun True Stories adlı albümündeki altıncı şarkı. Radiohead grubu daha önceki isimleri olan On A Friday'i bu şarkıdan esinlenerek değiştirmiştir. On A   Friday isminin hikayesi de ayrı bir olay zaten. Grup üyeleri gittikleri özel lisede tanışıp kendi çaplarında ilk grup çalışmalarına başladıklarında farklı sınıflarda olup farkı gün ve saatlerde derslerinin olması sebebiyle sadece cuma günleri çalışma yapabiliyormuş. Bu sebepten de gruplarının ismini On A Friday koymuşlar.





Hail to the Thief albümüne gelecek olursak; albüm grubun 2003 yılında piyasaya sürdüğü altıncı stüdyo albümü. Eski albümlerden gelen izler kimilerini memnun ederken kimileri için ise değiştirdikleri yönleri etkileyici olmuştur. Bunlar neler dersek; misal Kid A ve Amnesiac albümlerindeki karamsarlıklar bir nebze azalırken bu albümde daha rock ağırlıklı sound alabildiğini idda edenler var. Şu var ki Thom Yorke gibi başarılı bir vokal arkada ne müzik çaldığından bağımsız zaten çok etkileyici bir karakter. Bu albümde benim hissettiğim sound çok beğendiğim bir tür olan pscyhedelic rock ve biraz da pop aslında.















Albüm daha başından 2+2=5 ile

                                                       Are you such a dreamer?
                                                       To put the world to rights?

gibi bir giriş ile protest bir yaklaşımın albüm boyunca devam edeceğinin izlenimini uyandırıyor. 2+2=5 için sözleri 15 dakikada yazıldı diye bir bilgi de var. Bu bilgi doğru olsa bile o 15 dakika emin olun yılların biriktirdiği saatler sayesinde bir 15 dakikadır ve arkasında bilmem kaç bin dakika vardır aslında.














Birçok yerde Hırsıza Selam isminin Bush için kullanılmış olduğu yazılıp çizilsede grup gayet net bir şekilde eğer Bush'u protesto edecek olsaydık zaten bunu çok kolay bir şekilde yapardık diyip yorumları fazlaca da sallamıyor. Hırsız yakıştırması da Bush için en son seçimlerde son dakikada çalınan oylar ile galip geldiğinin iddaları üzerine çıkmıştır. Her neyse, grup zaten kendisi de protest müzik yapmak gibi bir amaçlarının olmadığını beyan etmiştir. Gel de inan hadi...

Albümde 14 şarkı bulunuyor ve ilginçtir ki her şarkının bir de alternatif ismi var. Yani karşınızda 28 şarkı isimli bir albüm durmakta. 














Albüm daha çıkmadan stüdyo çekimlerinden dışarı sızan kayıtlarla oluşturulmuş bir ön-albüm satışa sürülüyor. Grubun ve ses mühendisinin ise bu olayla ilgili kaygıları gerçekten çok, popüler bir kelimeyle, manidar. Yaptıkları tek yorum albümün dışarı sızmasında bir sakınca yok ancak biz daha bu albüm üzerinde miks yapacaktık, dolayısıyla bu haliyle bizim hayranlarımıza dinletmek istediğimiz albümü yansıtmamaktadır, bu da bizi üzmektedir...

Grubun sondan ikinci albümü olan; daha sonradan In Rainbows ve The King of Limbs gelecek; bu albüm için birisi ilk baskı diğeri repressing olmak üzere iki farklı baskı plak bulunuyor. İlk baskısı 2003 yılında Parlophone tarafından Ingiltere ve Avrupa baskı olarak piyasaya sürülmüş.




Etiket: Parlophone ‎– 584 5431, Parlophone ‎– 7243 5 84543 1 4Format: 2 × Vinyl, 12", 45 RPM, Album Baskı: Ingiltere ve AvrupaTarih: 2003

Bu baskı 2 tane 45 devirlik 12" plaktan oluşuyor ve gatefold bir albüm kapağıyla birlikte geliyor. İlk baskısı çok pahalı olmayan fiyatlara bulunabiliyor aslında yeni bir albüm olduğu ve çok sayıda basıldığı için sanırım.  Internetten yurtdışı sağlayıcılardan 20 - 30 dolar gibi bir para karşılığında ulaşabilirsiniz. Türkiyede şuan için müzik marketlerde repressingler bile stok dışı kalmış durumda. Elinde olup satan bulabilirseniz alırsınız ancak fiyatlar biraz cep yakan cinsten olur sizin de tahmin edebileceğiniz gibi.

Gelelim diğer baskısına; 

2008 yılında Capitol Records tarafından piyasaya sürülen bu versiyon da yine 2 adet 45 devir 12" plaktan oluşuyor ancak bu sefer 180g plaklara basılmış vaziyette karşımıza çıkıyor. Capitol Records'un The Capitol Vaults serisinden çıkan bu plakların beğeneni ve yerden yere vuranı çokca. Bende bu versiyon olduğu için kalitesi anlamında direk yorum yapabilirim: Mükemmel! Yine aynı seriden çıkan 14 adette EP'si bulunmakta Radiohead'in. Onları da yavaş yavaş toparlıyorum şu sıralar ama size tavsiyem elinizde albümler yoksa ile etapta albüm için mesai harcamanızdır. Albümün bilgilerine dönersek:





Etiket: Capitol Records ‎– 7243 5 84543 1 4Format: 2 × Vinyl, 12", 45 RPM, Album, Reissue, 180 gram
Baskı: AmerikaTarih: 2008





Albümle ilgili daha söylenecek binbir şey bulunabilir. Her şarkı için ayrı ayrı yorumlar yapmak mümkün. Melankolinin diplerinde gezinirken bir sonraki şarkıda ellerinizi şaklatırken bulabilirsiniz kendinizi. Kendi içinde dengesi olmayan ancak salt bir Radiohead albümü olduğunu size her notada ve vokal sesinde hissettiren bir albüm Hail to the Thief...



Sunday, January 19, 2014

BEATLES - LIVE AT SHEA STADIUM

Queen On Fire - Live At The Bowl albümünden sonra yine bir konser albümü ile devam ediyorum. Bu sefer biraz daha geçmişe gidiyoruz; 1964. Bu tarihleri doğum günümün öncesi sonrası diye yorumlamayı bırakıyorum şu an itibariyle.
Shea Stadyumu New York/Amerika Birleşik Devletlerinde bulunuyor ve açılış yılı da 1964'e denk geliyor yine. İşin en ilginç tarafı plak 1964 yılına işaret ederken Beatles'a ait bilgiler bu konserin 1965 turu sırasında 15 Ağustosta yapıldığını söylüyor.
Konserin Beatles için önemli olan bir özelliği ise 55.600 kişi ile o zamana kadar verdikleri en kalabalık konser olarak tarihe geçiyor. Tabi konu Beatles ve yıllar da 60'lar olunca bu sadece Beatles için değil tüm Dünya içinde bir rekor olmuuş oluyor ve yapılmış bu ölçüde büyük ilk stadyum konseri olarak da müzik tarihine geçiyor. Maalesef bu stadyum şu anda hala olduğu yerde durmuyor, çünkü; 2009 yılında yıkıldı. Shea yıkılmadan önceki sene son olarak Paul McCartney Billy Joel ile birlikte burada son bir konser veriyor...
Biraz da plaktan bahsedecek olursak: Genel anlamıyla plak ses kalitesi beklentinin çok altında, çünkü bu bir bootleg albüm. Büyük olasılıkla konserin VHS kayıtlarından yasal olmadan basılmış bir plak. Plağı basan şirket olarak Benbecula Records şirketini görüyoruz. Bu şirketten başka hangi plaklar çıkmıştır diye merak ediyorsanız hiç yorulmayın ben size hemen söyleyeyim; sadece bu albüm.
Konser boyunca bitmek tükenmek bilmeyen bir çığlık sesi duyuyorsunuz. Hatta ben çoğu yerinde bu çığlıkları sonradan eklemişler diye düşündüm ancak konser hakkında yazılan çizilene baktığınız zaman orada da bu çığlıklardan bahsediyor. John Lenon 1970 yılında bir söyleşide bu konserden bahsederken; "Orada dağın zirvesini gördüm" diyor.
Albüme sonradan, konserde olmayan ve daha önce steryo olarak yayınlanmamış, 3 şarkı daha eklenmiş. Bu şarkılar; B5 Please Don't Bring Your Banjo Back B6 Everywhere It's Christmas B7 What's The New, Mary Jane
Toparlamak gerekirse bu albüm çok nadir bir albüm olmasa da eğer Beatles seviyorsanız yada Beatles albümleri toplayan biriyseniz bu albümü kesinlikle edinmeniz lazım. Çünkü müzik tarihindeki en kalabalık stadyum konserinde çalan Beatles grubunun o atmosfer karşısındaki performansını dinlemelisiniz. Sevdiğiniz şarkılarda eğlenmekte cabası tabi ki. Albümü çeşitli kanallardan 20 ile 50 dolar arasında bir fiyata alabilirsiniz.

Wednesday, January 15, 2014

Queen On Fire - Live At The Bowl

Queen On Fire - Live At The Bowl albümü Queen grubunun Hot Space Tour kapsamında National Bowl'da 5 Haziran 1982 yılında verdiği konserin kaydından basılmış bir plak. Canlı albümler arasında yer alıyor yani koleksiyonumda.


Konserin olduğu gün benim doğmama daha 1 aydan fazla zaman varmış (17 Temmuz 1982'ye) :) O zamanki şanslı nesili nasıl kıskandığımı kelimelerle anlatamam. Sonrasındaki 13 Temmuz 1985 (Bu da eşimin doğum günü tarihi) Live Aid ise ayrı bir tartışma konusu olur ki zaten onun içinden çıkamayız ;)







Albüme gelecek olursak; plak formatında 2005 yılında bir defa basılmış ve Queen grubunun nadir albümleri arasındaki yerini alıyor.






Eğer albümü plak formatında bulamazsanız veya diğer formatlar da olsun isterseniz 2004 yılında basılmış CD ve DVD, ardından 2008 yılında basılmış bir CD sürümü daha var. Ne yapın ne edin bunlardan bir veya birkaçını edinin derim.








 Queen gurubunu seviyorsanız gibi başlayan bir cümle kurmayı aklımdan bile geçirmediğim için zaten hayranı olduğunuz bu insanların bu mükemmel canlı performanslarına tanıklık edin derim.



Albümde 25 performans yer alıyor. Şarkı listesini fotoğrafta bulabilirsiniz. Plak kaydına gelince; canlı bir konser albümüne göre oldukça iyi, hatta mükemmele yakın. 1982 yılındaki teknolojiyi düşünerek bu albümün kusursuz olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz.

Kayıtları Mack & Mick McKenna ve Masteringi Tim Young tarafından yapılmış. Albümü bulmak çok kolay değil açıkcası an itibariyle discogs ta 3 Adet bulabilirsiniz. İyi durumda olanları 200 dolara kadar çıkabiliyor. Bulduğunuz fırsatları kaçırmamanızı öneririm.